Dün gece başıma garip bir şey geldi. Blog'da anlattım. Buradan okuyabilirsiniz.
Pazar, Haziran 03, 2012
Cuma, Mayıs 11, 2012
Etkin dinleme
"Bir insana değer verdiğini göstermenin en kestirme ve garantili yolu onu empatik ve etkin bir şekilde dinlemektir"
- Yönetim ve Eğitim Danışmanı Kerem ŞenoğluPosted via email from elkeschmitter's posterous
Etiketler:
etkin dinleme,
kerem şenoğlu
Yazlık haleti ruhiyeler
"Psikolojik açıdan yaza hazırlanmanın bir yolu yordamı var mıdır acaba? Yazlık giysiler gibi püfür püfür yazlık haleti ruhiyeler olsa mesela, üzerime giyince ferahlasam da bu yaz güzel geçse…"
-via @dreamsact (Halid S. Şimşek)
Yazının tamamı için buraya, Twitter profiline ulaşmak için buna tıklayın.
Posted via email from elkeschmitter's posterous
Etiketler:
dreamsact,
halid s şimsek
Pazar, Mayıs 06, 2012
Bugün çıkıp bir adamı sevip gelmesi ne zor, bir bilseniz…
* Taslak. Sondan birkaç önce
Allah belamı versin, çok sevdim ve nasıl sevindim. Bir gün -hangi gün sahi- daha önce hiç gitmişliğim de olmadığından üç beş parça eşya ile sadece kendini alıp gitmelerini sevdim.
Gelmelerini de sevdim; pek gelmediğinden hakkını vere vere sevebildim denemez ama vallahi de billahi de çok aşık olmuştum. Şartlar oraya getirmişti beni.
Sevmem gerekiyordu. Başka şansım yoktu. Üzerinde tepindiğim dünyada başka hiçbir erkek kalmamıştı ve benim ölesiye aşık olmaya ihtiyacım vardı. Üstelik noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk veriyordu.
Bir gün çok mu güzel gülümsedi de baktım yüzüne, bilmiyorum. Bir anda parmak ucuna mı değdi kolum?
“Gün geçmiyor ki gün geçmesin” günlerinde onu düşünmek, anlamak ve başka kadınlar için kazandığı tüm sevaplarını affetmek de güzel geldi zamanla. Bi’ kere, aşık olmak çok güzeldi lan.
Tekrar. Tek suçu bol bol Mikail’e sövdüğü bir coğrafyaya yerleşmesi miydi? Hayır, bu değildi affedilemez olan.
Posted via email from elkeschmitter's posterous
Allah belamı versin, çok sevdim ve nasıl sevindim. Bir gün -hangi gün sahi- daha önce hiç gitmişliğim de olmadığından üç beş parça eşya ile sadece kendini alıp gitmelerini sevdim.
Gelmelerini de sevdim; pek gelmediğinden hakkını vere vere sevebildim denemez ama vallahi de billahi de çok aşık olmuştum. Şartlar oraya getirmişti beni.
Sevmem gerekiyordu. Başka şansım yoktu. Üzerinde tepindiğim dünyada başka hiçbir erkek kalmamıştı ve benim ölesiye aşık olmaya ihtiyacım vardı. Üstelik noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk veriyordu.
Bir gün çok mu güzel gülümsedi de baktım yüzüne, bilmiyorum. Bir anda parmak ucuna mı değdi kolum?
Açılın, o parmak uçları benim! Çabuk çekin dudaklarınızı onu ağzından. Ve hadi gidip ağlayın başka adamların kollarında. Size sözüm olsun, saçlarınızı okşamalarını sağlayacağım.En çok anladığını zannetmek güzeldi. Bi adamı seviyorsun ve tam o sırada, tesadüf bu ya, onu anladığını zannediyorsun. Ne muhteşem! Evet, evet, tam da düşündüğün gibi demek istedi, değil mi? Ne saflık! ve yüzük parmağını tutması ne güzel.
“Gün geçmiyor ki gün geçmesin” günlerinde onu düşünmek, anlamak ve başka kadınlar için kazandığı tüm sevaplarını affetmek de güzel geldi zamanla. Bi’ kere, aşık olmak çok güzeldi lan.
Bugün çıkıp bir adamı sevip gelmesi ne zor bir bilseniz…Tek sorun istediği kadar kötü bir adam olamamasıydı. Üstelik ne acı ki, işleyebileceği tüm günahlar da, daha önce çok defa keşfedilmiş, haneye artı point olarak yazılmıştı. ve o, ne yaparsa yapsın, aslında amel defterinde sürprize yer yoktu.
Oysaki tam bir günahkar gibi dizilmişti dişleri. Ne şansızlık!Mikail’e küfrede küfrede yürüdüğü soğuk sokaklarda olması bile onun suçu değildi. Kim, o soğukta kendini ısıtacak kadar gözyaşı yokken, gidip bile isteye üzer kendini? Kötü insanlar yapamaz bunu, eminim! Hele ki saçlarının arasına serpilmiş o beyazlarla, asla!
Tekrar. Tek suçu bol bol Mikail’e sövdüğü bir coğrafyaya yerleşmesi miydi? Hayır, bu değildi affedilemez olan.
Açılın! Hasta kendini affedemiyor, nabzı hızla azalıyor doktor.Bir gece yarısı çalmıştı telefon. Takati yoktu ama yine de telefona mı sarılmıştı, son bir özür için tüm sevdiği kadınlardan, bilmiyorum. Geceydi ve o, tam da geceye yakışır bir sarhoştu. Sabah oldu sonra. “Evet” dedi. “Seni de…”
En çok o gün üzülmüştüm doktor. En çok o gün…PS: Dixi et salvavi animam meam
Posted via email from elkeschmitter's posterous
Çarşamba, Nisan 25, 2012
Uykusuz
Uykusuz bir gece ve sabah hiçbir şey olmamış gibi, hafifçe kırışmış çarşafların içinden çıkıp güne başlamak. Ağızda bir önceki geceden kalma tatsızlık; hayır, kekremsi ya da buruk değil, sadece uykusuz geceden kalma işte; hiçbir özelliği yok.
Tanımsız.
Defalarca kez tekrarlanmış melodiler, gecenin kendisi bile loop’ta. Birden fazla taslak ve yine kendine saklanan itiraflar.
Açılın! Vücut ısısı yükseliyor gitgide, nefes alamıyor. Nabız? Muhtemelen normal ve hatta sıradan.
Bugün kimin doğum günü? Bilmiyor ama kutlu olsun istiyor. Pasta da kessinler, mum üfletsinler. Belki uzun uzun da sarılırlar birbirlerine, kimbilir?
Açılın! Yarayı sarmak için yeterli vakit yok. Alelade bir bandaj belki, tam göğüs hizasından, boydan boya…
Yıl 2012, yer Dünya.
Tanımsız.
Defalarca kez tekrarlanmış melodiler, gecenin kendisi bile loop’ta. Birden fazla taslak ve yine kendine saklanan itiraflar.
Açılın! Vücut ısısı yükseliyor gitgide, nefes alamıyor. Nabız? Muhtemelen normal ve hatta sıradan.
Bugün kimin doğum günü? Bilmiyor ama kutlu olsun istiyor. Pasta da kessinler, mum üfletsinler. Belki uzun uzun da sarılırlar birbirlerine, kimbilir?
Açılın! Yarayı sarmak için yeterli vakit yok. Alelade bir bandaj belki, tam göğüs hizasından, boydan boya…
Yıl 2012, yer Dünya.
Etiketler:
uykusuz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)